Sponsor Arayanlara - (11.12.2005) |
Hani 80 sonrası denince, yeni bir dönemden söz ediyoruz ya Türkiye'de; yozlaşma, kitsch, marka, kelimeleri dökülüyor ağzımızdan peş peşe; Dünyayla eş zamanlı olarak bireyselleşen, medyanın şekil verdiği yeni insan tipinden; başarının parayla eş değer tutulduğu, içi boşalmış değerlerin var olduğu, ambalajı parlak olanın kazandığı bir çağdan; tüketimden dem vuruyoruz ya hani bol bol; yani paradan, paradan ve paradan...
Son zamanlarda, ilginç bir çevreye girme fırsatı elde ettim. Tam da 80 sonrası dönemi incelerken karşılaştığım bu örnekleri mercek altına almadan edemedim. Onlar eşleri zengin evli kadınlar topluluğu. Onlar kazananlar, iyi koca bulanlar... Yeni çağın en üst basamağında oturmayı başaranlar. Onlar korunaklı yaşamlarında heyecana yer bırakmayan ve hayatı bu düşten ibaret sananlar. Yakınlarında onlara öykünen başka kadınlar var, bu mertebeye ulaşmak isteyen; özgür ve güzel olan başka kadınlar... Paralı erkekleri olmadan da mutlu bir yaşam süren, ama toplum tarafından alkışlanmak; yani başarı kazanmak için zengin erkekle evlenme hayalleri kuran. Zengin adamlara güzel kadınların sunulduğu bir camia bu. Erkek seçiyor, kadın da istiyor onu! Düşünceler önemsiz, gülünen şeyler, inançlar, alışkanlıklar, takip edilen gazeteler, sevilen filmler, okunan/mayan kitaplar... Kurulacak olası ortak yaşamda hangi restoranlarda yemek yeneceği, nerelerden alışveriş yapılacağı mesele olacaktır ne de olsa. Kadın kilo almayacak, güzellik ve spor salonlarından çıkmayacak, muhtemelen doğunun mistik dünyasına adım atacak, ve beden dediği kutusuna iyi bakacaktır. İçine duygularını, düşüncelerini koyup kapattığı; hem sımsıkı kapattığı kutusuna... Erkek mi? Tabii ki para kazanacak. Madem amaç bu masalın mutlu sona ermesi, kimin hangi yoldan gideceği belli; hedef kadının güzelliği erkeğin ise zenginliği!
Kim bu kadınlar? Belki yönetici onlar özel bir şirkette, belki de akademisyenler; ressam ya da editör de olabilirler. Ortak paydaları mı? şanslı olmaları. (Kime göre mi? Korkarım herkese) Kıyafetlerden, tarzlardan, sanattan söz eden, erkekleri sponsor olarak gören bu başarılı ve güzel kadınlar kim? Ben, onlarla kahve eşliğinde yaptığımız ‘elit' sohbetlerden sonra, kendimden uzaklaşıyorum adeta. Doğrularımı sorguluyorum bir kez daha. Hala bir aradalar mı, ben kendimde miyim diye yokluyorum ruhumu ve bedenimi. Benim hayatımda yok ki bunlar. Ambalaja bakarak insan almak/mamak, duymamak, aşksız yaşamak, tutkusuz kalmak yok.
Belki anne ve babamı örnek aldığımdan, benim için evlilik, “mutlu evlilik fotoğraflarıâ€?nın ötesindeki gerçeklik düzeyinde var olduğu için, belki annemin kanser ağrılarıyla geçirdiği son üç yıl boyunca babamın yaşamını ona adayışına tanık olduğum için, belki annem Beymen'den giyinmemesine rağmen babam onu çok sevdiği için, belki onlar 50 yaşında bile Ayvalık sahillerinde el ele tutuşup, bizi hayranlıkla gülümsettikleri için, belki annemin yaptığı muhteşem yemeklerden sonra, kardeşlerim babam ve ben ona övgüler yağdırdığımız için, belki annem ansızın “özledim seni, benim güzel kızımâ€? deyip kocaman bir öpücük konduruverdiği için yanağıma, belki babam telefonuna bizleri Özgünüm, Cerenim, Mehmetim diye kaydettiği için, belki sevgi benim hayatımda her ilişkide varolagelen bir önkoşul olduğu için, belki annemi bu yaz safra yolları kanserinden kaybettiğimizde, dökülen gözyaşlarımız “bu nasıl bizim başımıza geldiâ€? isyanlarından çok, annem yaşama tutkusuna rağmen aramızdan ayrılmak zorunda kaldığı için; ama hep yanında olduğumuz tüm bu zor yıllar sonunda üstün mücadelesiyle gurur kaynağımız olduğu ve tam da bu yüzden bizce kazandığı için... Onsuz ama onun kurduğu aile bağlarıyla hala bir arada olduğumuz için.
Belki o yüzden benim için bir ilişkide var olmak, ayakkabının markasından, takılan küpelerden, giyimin kalitesinden ötede bir yerlerde. Bilemiyorum... Belki de ben yanılıyorum, sponsorsuz yaşıyor, çağın gerisinde kalıyorum...
Özgün Tanglay, Kasım 2005, Ankara