gezgin.com yeni kayıt | giriş 
notlar
aktiviteler
fotoğraflar
gezi yazıları
forum


not ekle
fotoğraf ekle
aktivite ekle
yazı ekle
foruma yaz



Tesadüfi Gezginler: 4. Ulusal Gökyüzü Gözlem şenliği

Tesadüfi Gezginler: 4. Ulusal Gökyüzü Gözlem şenliği - (7.1.2002)

Fazlaca sabit kalmanın üzerime yapıştırdığı bir cesaretsizlik hali vardı yaşamımda. Memnun değildim. Omat'ın "ben bu gece Antalya-Saklıkent'e gökyüzü gözlem şenliğine gidiyorum. İstersen katılabilirsin" mesajıyla kendime geldim biraz. İçimde çoktandır unuttuğum heyecan hücrelerim kıpırdadı.

Tereddüt etmeden aradım o gün Onur'u, bana da bir bilet ayırtması için 13 eylül gecesi Antalya'ya. İşten çıkıp, eve koşarak, uzun zamandır kullanmadığım ve çok özlediğim sırt çantamı doldurmaya başladım. Bir yandan da karnım ağrıyordu heyecandan. Acaba ben kiminle yola çıkıyordum? Kimdi bu Onur sahi? Her neyse ya da  her kimse... O, yol arkadaşımdı artık benim. Onu her haliyle kabul etmiş oluyordum. Çünkü, yol arkadaşlığının benim için tuhaf bir kutsallığı vardır.

Onunla Ulusoy terminalinde otobüsü beklemeye başladığımız andan itibaren, benim yolculuğum başlamıştı. Birbirimize sorular soruyor, yeni bir yolun başında birbirimizin hayatına doğru ilerliyorduk usulca. (bazen bir insan, -yani tek bir insan- başlı başına uzun bir yoldur, ilişki de çoğaldığımız ve çoğalttığımız bir yolculuk hali....)

Otobüsümüze yerleştik. Konuşmaya devam ettik. Uyuyup uyanarak, bir walkman kulaklığını en anti-ergonomik şekilde 2 kişi dinlemeye çalışarak, ulaştık Antalya'ya. Terminalin çimlerine uzanıp, nemli Antalya havasını ve orda olma coşkusunu içimize doldurarak Elif'in İstanbul'dan gelmesini bekledik sonra. Ve kendimizi hemen Konyaaltı plajına attık. Olağanüstüydü... şimdi bile aklıma geldikçe o berrak sular, mavi bir heyecan göz kırpıyor içimde. Hızlı bir deniz sefasından sonra, Akdeniz Üniversitesi'nde buluşma noktasına yetiştik. Ve çantalara şarapları doldurup, servislere doluşup, Saklıkent'e vardık cuma öğle sonrasında. O dolambaçlı yollara dair tek hatırladığım, Massive Attack dinleyerek mide bulantımı yok saymaya çalıştığım!

Sonra, çadırlar için ayrılan geniş alanda, yer beğenip kurduk 1,5 kişilik çadırımızı. Biz 3 kişiydik... ama olsundu... Zaten çadır, açığa çıkan eksik malzemelerin ilki oldu...Ve sonra diş macunu, fener; birer birer arttı eksikler listesi. Herkes nasılsa diğerinde vardır diyerek eli boş gelmiş! Hatta nasılsa diğerlerinde vardır diyerek iç çamaşır getirmeyen birtakım zihniyetler bile vardı aramızda. Neyse, bunu geçelim! Aynı şekilde işleyen akıllar pek iyi olmuyor demek bu kamp olaylarında. Her kamp bir tecrübe işte.

Birtakım seminerler, gözlemler, bir şeyler başladı ama, neydi bu amatör gökbilimcilik? İşin bu kısmını hiç düşünmemiştim. Gerçekten hiç bir bilgim yoktu. –hala da pek yok- Öğrenmek istiyor muydum? Bundan da çok emin değildim. Yıldızlar vardı. Biz onların altındaydık. Çoktular. Ve ben mutluydum. Bu benim şenliğimdi işte. 3 gün boyunca tüm bu seminerler, saydam gösterileri, gözlemler devam etti. Cazip gelen, merak uyandıran şeyleri izledim. Keyifliydi. “hiçbir şeyi kaçırmamalıyımâ€? kaygısından çok çok uzaktaydım. Kaçırmadan yaptığım tek şey, her şeyden keyif almaktı.

Sabahları dağlara bakarak açık havada kahvaltı etmek, hem de bir gece önce şaraplarda yansıyan yıldızları paylaşmışken... Dağ yürüyüşleri, sohbetler, gülüşmeler, akşam yemekleri... Her şey nasıl güzeldi! Orada, bir grup ilgisiz insanlar ordusu halinde otururken, şöyle bir saptamada bulunmuştuk: Hayat felsefesi birbirine yakın olan insanlar, bir şekilde bir araya geliyorlar. Bu öyle heyecan verici gelmişti ki, “tesadüfi gezginlerâ€? adını koymuştuk bu buluşa.

Bu arada, cumartesi geceki gökyüzünü anlatmadan geçemem! Bomboş alanda gökyüzüne doğrultulmuş teleskoplar... O karanlıkta bağırış çığırış... â€?Gel geeel, Satürn buradaâ€? , “Ülker'i gördüm, süpperrrr...â€? sesleri arasında herkes upuzun sıralarda bekliyor. Soğuk... Dağ havası... Enteresan... En azından yeni bir deneyim   olduğu kesin!

Amatör bir gözlemci olsanız da, olmasanız da, daha önce bu konulara ilgi duymuş olsanız da olmasanız da, sadece bu evrende yaşadığınız için, pek çok kereler gökyüzüne dalıp gitmiş olmalısınız. Ama Saklıkent'ten görülen gökyüzüne daha önce kaç kişi tanık olmuştur bilmiyorum. Fenerlerin bile ancak kırmızı  filtreleri olmak koşuluyla ışıklarını saçabildikleri zifiri karanlıkta, başını kaldırdığında gördüklerinden dehşete düşüyor insan. O kadar çok, ama o kadar çok yıldız var ki! Milyonlarca parlak noktacık arasında, dağların ortasında, kendimi ufacık hissettim koca evrende ve buna tanıklık ettiğim için de bir o kadar özel...

O gece, sabaha karşı 4 sularında, soğuğa daha fazla dayanamayıp, sızdım Elif ve Onur'un ortasında.  (1,5 kişilik çadır belki de tek şansımız olmuştu bu soğukta...) Ama sabah 6'a dek Venüs  bekleyip, görenler olmuş, sabah öğrendiğime göre.

Çok çok güzel ve farklı bir hafta sonu geçirdiğimi söylemeliyim. “Başkaları, Ankara'daki birtakım kalabalık mekanlarda bildik muhabbetlere dalmışken, ben sakin sakin gökyüzünü gözlemliyordumâ€? demek bile hoşuma gidiyor. Sanırım yolculuklar, farklı coğrafyaların sunduğu farkları fark ettirdikleri ve “seçimâ€?lerin önemini kavrattıkları için de özeller.

Tamam, bilimi kaçırdık... kabul ediyorum. Peki, tamam, alfa, beta, V335...nedir, gök ada da neyin nesi? Hala bilmiyorum. Ama bu kadar yazabildiğime göre, kazandıklarım sayfası uzayıp gidiyor demek. İnsan neden seyahat eder ki?

Yollar her an uzuyor önümde. Hep, her an, bir yerlere uzanıyorlar. Her şey karar vermekle ilgili.

Sonrasında adımlar nasıl olsa bir yerlere uzanıyor. Mesele, her gün aynı yolları izleyip, aynı eve, insanlara, sonuçta aynı yaşama ulaşmak mı? Yoksa hayata dair bir arayış hali mi? İşte yolların ve yolculukların kilit sorusu burada.

İyi yollar, yolculuklar tüm gezginlere...